Halı Örneklerimiz

sacakormeE 150x150 Halı ÖrneklerimizOLGUN121 150x150 Halı ÖrneklerimizKZYHALYKM 13 150x150 Halı ÖrneklerimizKZYHALYKM 11 150x150 Halı ÖrneklerimizKZYHALYKM 3 150x150 Halı ÖrneklerimizKuzeyhali 109 150x150 Halı ÖrneklerimizKopyası 02072009 150x150 Halı Örneklerimiz26112007 008 150x150 Halı Örneklerimiz

Hereke ipek halıları

İpek geleneksel dokuma maddelerinden biridir. Doğal ipek, özel olarak yetiştirilen ipek böceğinden (Bombyx mori) elde edilen salgıdır.[1] Doğal ipeğin kökeni Çin’e gitmektedir.[2] M.Ö.2600-3000’li yıllarda Çin’de ipek böceği yetiştirildiğinden söz edilmektedir. Avrupa’ya M.S.500’lü yıllarda tarihi İpek Yolu ile sokulan ipek, Çin’de ipek maddesi olarak işlem görürdü.[3]

Söylentilere göre, Çin imparatoriçesi Si-Lung Chi, İÖ.2689 yılında ipeği ipekböceğinden keşfetmiş ve kozaları sıcak suya batırıp çektiği ipekle kendisine bir elbise yapmıştır. Çin’de gizli olan ipek üretimi, İS 300’lerde Japonya ve Hindistan’da öğrenilmiştir. Çin’den ipekböceği tohumu çıkarmaya çalışanlar ölüm ile cezalandırılırlarmış ve ölümü göze alan iki Bizanslı keşiş. İ.S.555 yılında asalarının içini oyup buraya koydukları ipekböceği tohumlarını Bizans’a getirmişler. İ.S. 16 yılında Roma Senatosu tarafından ipekli kumaş kullanımı yasaklanmıştır. İ.S. 369 yılında ise ipek dokumacılığının kadınların dışındakilere yasaklanmasına ilişkin karar çıkmıştır. Bizans’ta ipekli dokumacılık devlet tekeline alınmıştır. İmparator Justinian (527-565) döneminde devlete ait dokuma atelyeleri geliştirildi ve ipekli dokumacılık devlet tekeline alındı. İpek üretimi İstanbul, İzmir, İznik ve Bursa çevresinde yaygınlaştı. 1204 yılında IV. Haçlı Ordusunun İstanbul’a yağmalaması ipek dokuma atelyelerinin dağılmasına neden oldu.[4]

Orta Asya ve İran’ın VII. Yüzyılda Müslümanların eline geçmesi sonucunda ipek yolunun denetimi ve ipek ticareti el değiştirdi. İpek VIII. yy da Müslümanlar tarafından ilk kez İspanya’da üretilmeye başlandı. Buradan XII. yy da Fransa ve İtalya’da yayıldı. Daha sonraki yıllarda Fransa Kralı Francois Lyon’da bir ipek dokuma imalathanesi kurarak ipeği devlet tekeline aldı İpek Fransa ve İtalya’dan Almanya, Hollanda, İsviçre, İngiltere, İsveç ve Rusya’ya yayıldı. Flaman dokumacılar ipeği Fransa’dan İngiltere’ye getirdiler. İngiltere Kralı I.James 1622 yılında ipek üretimini Amerika’nın Virginia bölgesinde denetti. Bağımsızlık Savaşı’nın ardından Georgia, Carolina ve Connectiut bölgelerine, XIX.yy’ın sonlarında da Michigan, California ve Florida bölgelerine yayıldı.[5]

Türkçe’ deki ipek sözcüğü Kıpçak Türkçesindeki yipek sözcüğünden gelir. Osmanlıca da ipek kumaş anlamına kullanılan ak kumaş deyimi de Doğu Türkçesindeki aghi sözcüğünden gelir.[6]

DÜNYADA İPEKÇİLİĞİN GELİŞİMİ

JAPONYA’ DA İPEKÇİLİĞİN GELİŞİMİ

İpek İ.S.II yüzyılda Koreli göçmenler tarafından Japonya’ya götürülmüş, ancak uzun süre gelişmeden kalmıştır. XV. ve XVI yüzyıllarda Çin ve Japonya’nın Avrupa ile ilişkilerini kesmeleri Avrupa’da ipek üretiminin gelişmesini kamçılamış ve ipek üretimi gelişmiştir. XIX. Yüzyıla gelindiğinde Avrupa’da artan gereksinimi karşılayamaz duruma gelmiş ve bu yüzyılın ortalarında Çin ve Japonya’nın kapılarını Batıya açmasından sonra buralardaki ipek üretimi gelişmeye başlamıştır. 1870’de Fransa’dan ipekçilik uzmanı Paul Brunat Japonya’ya getirilmiş ve bu kişiye Avrupa tarzında ipek filatürcülüğünü kurmak için gerekli projeler hazırlatılmıştır Bu uzman daha sonra Çin’e geçerek burada Pasteur yöntemine göre ipekböceği beslemeyi öğretmiştir. Japonya’da ipekçilik 1886’da başlamış, yeni yöntemlerinin uygulanması ve yapılan çalışmalar sonucunda kısa sürede koza telleri uzamış ve verim üç katına çıkmıştır.[7]

FRANSA’DA İPEKÇİLİĞİN GELİŞİMİ

XIII. yy da Fransa’da ipek dokumacılarına çok seyrek rastlanıyordu. İpekli kumaşlar İtalya yolu ile Doğudan geliyordu. İpek çok pahalı olduğundan eski kumaşlar tel tel sökülerek bunlardan yeniden ikinci kalitede kumaşlar ve kemer gibi bazı kaba eşya dokunuyordu.

İpek ithalatının neden olduğu büyük para akışından kaygılanan Kral XI. Louis, 1470’de Fransa’nın Tours kentinde bulunan İtalyanlara tezgahlarını orada kurmak ve halka zanaat öğretmek koşulu ile büyük ayrıcalıklar tanıdı. Bundan dört yıl önce Lyon’da yapılan benzer bir girişim ipek ithalatı yapan tüccarların engellemeleri sonucu başarısız olmuştur. Buna karşılık, Tours’ daki deneme büyük başarı kazandı ve 1546’da kentte ipek dokuyan tezgah sayısı 8000 dolayına ulaştı.[8]

Fransa’da ipekçilik konusundaki esas gelişme Kral IV. Henry döneminde ortaya çıktı. Fransa’yı dut ağaçları ile donatarak, İtalya’dan işçi getirterek ve büyük yatırımlar ile imalathaneler kurarak ipekçiliğin gelişmesini sağladı.[9]

AVRUPA’DA İPEK DOKUMA MERKEZLERİ (12. İLE 18.YY ARASI)

ÜLKEMİZDE İPEKBÖCEKÇİLİĞİN GELİŞİMİ

İpek yolu XIII. Yy.da Anadolu’da Erzurum, Erzincan ve Sivas’tan geçerek Konya’ya ulaştırdı. Bizans’ın elinde bulunan İstanbul’a Sivas’tan karayolu ve Trabzon’dan denizyolu ile ulaşırdı. İpek XIV.yy da Erzurum-Erzincan-­Tokat- Amasya yolu ile Bursa’ya gelmeye başladı. XV:yy.da Bursa İran’dan ithal edilen ham ipeğin başlıca ticaret merkezi olmuştur.[10]

Anadolu’da ipekçiliğin geçmişi çok eskilere dayanmakta, özellikle XVI.yy da Osmanlı imparatorluğunun genişlemesi ve refahın artmasına paralel olarak ipekli kumaş talebi arttı. Başlangıçta ipekli kumaşlar Çin ve İran’dan satın alınmaktaydı. Yavuz Sultan Selim(1512-1520) döneminde İranlı tüccarların engellemesi sonucunda ipek ticareti Osmanlıların eline geçti ve Osmanlı tüccarlar Hindistan’a kadar uzanan bir ticaret ağı kurmayı başardılar. Anadolu’ya getirilen ipeğin bir bölümü burada işlenirken bir bölümü de İtalya ve Öteki Avrupa ülkelerine ihraç edilmiştir. Özellikle XVI. yy da İtalya ipekli dokumacılığının gelişmesi sonucunda ham ipek sıkıntısı doğunca çok sayıda Venedikli, Floransalı ve Milanolu tüccar Anadolu’ya ve özellikle Bursa’ya gelmeye başladı. Bunları Macarlar, Lehliler ve Ruslar izledi. Türk kumaşları Avrupa yanında Doğu ülkelerinde de Pazar bulmuştu. Kalitenin bozulmaması için devlet tarafından sıkı önlemler alınmış, ipekli kumaş ticareti yapanların yünlü ve pamuklu dokuma ticareti yapmalar yasaklanmıştır.[11] Continue Reading…

DOĞAL BOYA İLE BOYAMACILIK

Burada verdiğimiz bilgiler Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Lisans üstü programında Sn. Prof. Dr. Neviz Enez’den almış olduğumuz “Doğalboya” dersindeki tecrübelere dayanmaktadır.

Az çok  her birimiz yaz gelince evlerimizde badana yapmışızdır. Badana  bir çeşit fiziksel boyamadır, gerekli solvent maddeyi hazırladığımızda  boyayı sökebiliriz. Doğal boyama ise kimyasal bir reaksiyonun  sonucunda oluşur, boyar maddeyi sökmemiz imkansızdır.

İpek Boyama; yünden daha narin olduğu için, mordanlama ve boyama esnasında ısıyı düşürmek gerekiyor, pamuk boyaması esnasında ise çok farklı bir işleme tabi tutmak gerekiyor.

Su miktarı; banyo konulan  malzemenin hareket edebileceği bir banyo olmalı, çok miktarda banyo olunca seyrelme olacak veya çok kısa süreli bir banyo olmalı.

Boyamada belli bir sıcaklık (100ºC) ve süresi 30-60dk

Boyama üç şekilde olabiliyor, direk boyama, mordanlı boyama, küp boyama.

Bazı bitkiler direk olarak boyanabilir. Ceviz kabuğu (Juglon)(asitik karakterli), karamuk kökü (berberin)(bazik karakterli)

Saç boyanmasında ceviz kabuğu ve papatya ile çok güzel bir renk elde edilir. Eylül-Ekim ayları Ceviz için tam mevsimidir.

Yün elyafın üzerinde asitik ve bazik karakterli protein yapı taşları vardır, bu amino asitler hem asitik hem de bazik özellikler  taşır, boyarmadde ya asitik  yada bazik karakterlidir. Boyama esnasında  banyoyu  fazla karıştırmazsak ise  boyayağı tam olarak ememeyeceği için abraj olacak. Abraj yapmak için yünün eğirilirken koyu renkli yün konulabiliyor.

Sentetik boyaların ışık haslığı ve yaş haslığı iyi değil. 19.yy’da İngiliz sermayesi Batı Anadolu’da el halıcılığını ele geçiriyor. Doğu halılarının popüler olması sonucunda 1800 lerde Osmanlılar, Amerika’da Türk Halıcılığını tanıtmak için sergiler yapıyorlar, bunun sonucunda bir talep oluşuyor, halılar pahalı olduğu için hep zengin kesim tarafından alınırken yavaş yavaş orta kesime doğru bir kayma oluşuyor. Halı tüccarları daha çok kazanç elde etmek için düğüm sıklıklarını azalttırıyorlar, renk ve desen üslupları gelen siparişlere son alıcıların  zevklerine göre yapılmaya başlanıyor. Buda geleneksel desenlerden uzaklaşmasına neden oluyor. Osmanlının ekonomik problemlerinden ötürü yabancı sermayeye izin veriliyor, yabancı tüccarlar rahatlıkla istedikleri parçaları dokuttarabiliyorlar.

Sentetik boya  ile boyama, zaman, işçilik, maliyet, elde etme açısından daha ucuz olduğu için büyük bir pazar yakalanıyor.

MORDANLAMA MADDELERİ

Mordan, boyarmadde ile elyaf arasında gerekli bağlantıyı sağlayan bir bağdır.

1)      Şap (Potasyum Alüminyum sülfat)

2)      Şarap taşı(krem tartar)(potasyum tartarat)

3)      Bakırsülfat CuSO4 Continue Reading…

Eski Halı Tamiri

19.yy. ’ın sonlarından itibaren, dünyanın değişen sosyo -ekonomik koşulları beraberinde, zengin ve  etkin bir zümreyi  ortaya çıkardı. Böyle bir  ekonomik sistemde,  eski objelere sahip olma bir yatırım aracı ve  hobi olarak kabul edildi. Bununla beraber gelen, eski halı  koleksiyonculuğu da hızlı bir şekilde yayılmaya, ve antika halıların müzayedelerde  en çok  aranılan  parçalar olmaya başladığı döneme girildi. Bu antika halılar genelde, halı dokumacılığı geleneği olmayan ülkelerde daha çok talep gördü. Bu kişiler bu eski halıları satın olarak bir şekilde, kendilerinde olmayan bir takım değerlere sahip olma özlemlerini gidermeye çalıştılar.

Ayrıca bu halılar, çok nadir parçalar oldukları için birer yatırım aracı olarak değerlendirilmekte ve alınıp-satılmaktadır.  Bu eski parçalar üzerinde bazen büyük parçalar yok olmuş, aşınmış, renkleri kaybolmuş, ya da büyük delikler olabilir. Bunların tamir edilmesi bu malların satılmasını kolaylaştırdığından   ( tekrar yerde veya duvarda kullanılmak üzere),  parçalar  orijinallerine bağlı olarak tamir edildiler .Dünyadaki halı tamirciliğinin,  günümüzden ne kadar eskilere gittiğini tam olarak bilemiyoruz. Fakat, bugün Türkiye, İran, Pakistan, Mısır, Kuzey Kafkasya’daki ülkelerde  farklı bir işkolu olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’deki halı tamirciliği 1950’li yıllara kadar geri dönmektedir. Bu dönemde,  isimlerini öğrenemediğimiz Ermeni ve Türk ustalar bu işi yapmakta idiler. Ermeni ustalar daha sonraları yanlarına Türk  çıraklar alarak bu sanatı daha sonraki kuşaklara aktarmıştır.

Günümüzde, halı tamircileri, ya tek olarak yada akrabaları veya hemşerileri ile oluşturdukları gruplar halinde “merdiven altı” olarak isimlendirdiğimiz şekilde işlerini devam ettirmektedir. Büyük çoğunluğunun Maliye ve Ticaret Odasına kayıtları  yoktur. Bu açıdan  sadece gözlemlere dayanan ve tamirciler ile karşılıklı konuşmalarımıza istinaden, bilgilerimizi sizlere aktaracağız.

Tamir; eski tekstil parçalarının  yıpranmış olanların temizlenerek, yapılış ve dokuma şeklini, kullanılmış olan malzemenin aynısı veya yakın özelliklerinde bularak aynı şekil ve desende eksik kısımlarının doldurulup,   daha sonra bu kısmın bütün parça ile uygunluk  sağlamayabilmesi için, yapılan tesviye işlemini kapsayan işlemler bütünüdür.

Tamir edilen parçalar arasında, halı, kilim, sumak gibi değişik dokuma türleri de vardır. Kaba dokunmuş halı ve kilimlerin tamiri daha kolay ve hızlı olabildiği gibi, halı kalitesi arttıkça, ve desene de bağlı olarak bu işlem  daha da zorlaşmaktadır Yeni tamire başlamış kişiler belirli bir ustalık döneminden sonra kolaylıkla yün halıları tamir edilebilir. Ama, İpek halıların tamirleri büyük ustalık gerektirdiğinden bu işi herkes yapamaz. Ayrıca, eski ipek halılar kırılgan olduğu için çok dikkat edilmesi gerekmektedir. Hatta bazı eski ipek halıların içlerinde sim işlenmiştir Belirli dönemlerden sonrada bu simler  çürümektedir.

Doğu kültüründe, el halıları kullanmadan ötürü aşınma ve eskime neticesinde, zeminin en altına konularak, yeni halılar üste çıkarılmıştır. Batı kültüründe ise, 15.yy dan itibaren süregelen, çok varlıklı kişilerin servetlerini ifade etmesi açısından Türk ve Doğu halılarına sahip olma geleneği, daha sonraki dönemlerde  antika değeri taşıyan eski halıları  da  biriktirme şeklinde devam etmektedir.

1950’lı yıllardan itibaren  Türkiye’nin gelişen turizmi  ve dışarı açılması ile birçok eski halıların, ülkenin değişik köylerinden toplanıp, büyük şehirlerdeki antikacı dükkanlarına, daha sonrada  ülke dışındaki antikacılara  satılmasına neden oldu. Özellikle 1970 ve 1980’li yıllarda Antika halı ticareti gelişti. Ve  1990’lı yıllara gelindiğinde artık eski mal çok zor bulunduğundan bu karlı iş giderek azaldı. Ama 1990’lı yıllarda, Sovyetler Birliğinin dağılması sonucunda, Türki Cumhuriyetleri ortaya çıktı. Yıllarca  dışarıya kapalı kalan bu bölgelerden müthiş miktarda eski “Kafkas malı” adı altında Kazak, Dağıstan, Ermenistan, Özbek, Azerbaycan, Türkmen parçaları çok ucuz fiyatlara geldi. 1999 yıllara gelince bu parçalar da gittikçe azalmaya başlandı. Dünya pazarında böylece Anadolu malının yerine Kafkas malı yer aldı. Ve her geçen gün bu mallarda azalmaktadır. Şimdi bunların yerine ne tip  halılar  çıkacak  bilemiyoruz. Yoksa giderek bu iş  kolu  yok olacaktır.

Tamirciler, Türkiye’de başta İstanbul olmak üzere Aksaray ili-Sultanhan ilçesi, Malatya, Konya, İzmir gibi değişik illere yayılmış olup, İstanbul’da ise Sultanahmet bölgesinde bulunmaktadır. Sultanahmet’te Babı-ali Çarşısı, Arasta Bazaar, Çorlulu Ali Paşa Medresesi, az da olsa Kapalı Çarşı, ve Mercan gibi belirgin mekanları sayabiliriz. Sultanahmet’te tahmini 300 kişi çalışmaktadır. Sultanhan’ da  ise son durumlar itibari ile 150 işyeri bulunmaktadır.

Antika işi ilk başladığı dönemlerden itibaren,  tamirciler esnafın yanında bu ufak tefek tamirleri yapıyorlarken, bu mesleği öğrenerek,  kendileri için çalışmaya başladılar. Kazak mallarında hızlı bir şekilde prim yapması, bunların tamirlerini de gündeme getirdi. Böylece kendi  için çalışan tamirci sayısında artış oldu.      gelirlerinin düşmesine pastanın bir çok kişi tarafından paylaşılmasına neden oldu. Ama iyi tamirciler,  bilinen esnaflara sürekli mal yaptıklarından bir sorun yaşamamaktadırlar.

Tamirciler, ince halılarda yapılan işçilik fazla olduğundan normalden  daha fazla ücret istenmektedir. Ayrıca çalıştıkları mekan önemlidir. Bazı tamirciler, dükkan kirasından ve vergiden kurtulmak için genelde  kendi evlerinde çalışırlar. Yada İstanbul’da  bir irtibat noktası tutarak, buraya çok cüzü bir kira öderler, ama aldıkları  malı tamir için daha sonra Sultanhan’a gönderilir. Oradaki tamircilerde kendi evlerinde çalışır ve  yaşarlar. Bu şekilde harici giderlerini ortadan kaldırırlar. Böylece, tamir fiyatlarını düşük seviyelerde tutabilmektedirler. Bu yörenin insanı kendi işini yapmak ister.Bu  açıdan ele alındığında hemen hemen hepsinin küçük de olsa bir atelyeleri var. İşe ilk  başladıklarında kendi akrabaları ile ortak iş yaparlar, nadiren ortaklıklarını belli bir süre daha devam ettirdiler. Daha sonra kendi  başlarına çalışırlar.

Çalışma süresi ele alındığında bir çalışma süreleri yoktur.Gereğinde sabaha kadar çalışabilirler. Müşteri  uçak ile kendi ülkesine  gidecekse o zaman önemli olan tamirin bu zaman zarfında bitirilmesi gerekmektedir.

Tamir oldukça zor bir iş olduğundan ileriki dönemlerde  gözlerin bozulmasına neden olmaktadır. Çalışanların büyük çoğunluğunun, işveren veya ustaları tarafından SSK gibi sosyal güvenlik bağlantıları yoktur. ve en önemlisi  çoğunluğu 16 yaşın altındadır. Ayrıca, sürekli bir obje üzerinde çalıştıklarından uzun dönemde psikolojik sıkıntıları ortaya çıkmaktadır.

Çoğu tamirci işe başladıklarında fazla tecrübeli olmadıklarından ilk yapılan parçalarda fazla mükemmel  bir işçilik olmamaktadır. Tamir esnasında eski yün bulmak veya renk problem yaratabilmektedir. Bazen aynı renkte yün bulunamadığından başka bir halıdan sökülerek  yün tekrardan boyanmaktadır. Ve bu  halı tamirinde kullanılmaktadır.

Türkiye’deki tamircilerin çoğu Aksaray iline bağlı Sultanhan  ilçesinden gelmektedir. Bu arada büyük halı tüccarlarının ve halı yıkamacılarının bir kısmı da bu bölgeden  gelmektedir.  Bazı halı tamircilerinde,  İran’dan gelmiş halı  tamircileri de bulunmaktadır.

Usta-çırak ilişkisi şeklinde gelişen  çalışma, tamircilerin büyük firmaların  tamir atelyelerinde çalışarak  belirli bir tecrübe kazanmaktadırlar. Usta yanında oturan çırak parçayı tamir etmekte,  usta da tamiri kontrol etmektedir.

Tamirciler, ülkemizdeki eski antika satan halıcıların, ve yurt dışındaki eski  halı  koleksiyoncularının halılarını tamir etmektedir. Son zamanlarda  Türklerde evlerinde eskiyen  halıları  tamir ettirmektedir.

Bazı tüccarlar, işçilik maliyetlerine katlanarak, yetenekli tamircileri  kendi ülkelerine götürerek orada kendi dükkanlarında kendileri için çalıştırırlar. Burada, firmanın  çalışma izni alması, çalışan kişinin belli bir süreden sonra çalıştığı yerden kaçıp gitmesi, ve dil problemleri gibi sorunlardan ötürü bir  zaman sonra bu  yöntemden vazgeçtiler. Onun yerine mallarını işçiliğin ucuz olduğu  bölgelerdeki tamir atelyelerine göndermektedirler.

Halen, serbest bölgelerde bu tip  tamir firmaları kurulmaktadır. Böylece eski halılar gümrüğe girmeden serbest bölgeye gelmekte, burada  tamir olduktan sonra, aynı şekilde geri gönderilmektedir. Bundan ötürü, gümrükteki bütün evrak işlerinden , vergilerden kurtulmuş olunur. Bunun bir benzeri Hamburg limanında olmuştur. Burada bir çok halı satıcısı bulunmaktadır. Bu halılar aynı şekilde satıldığı için fiyatlar oldukça düşmektedir. Continue Reading…

|