İpek geleneksel dokuma maddelerinden biridir. Doğal ipek, özel olarak yetiştirilen ipek böceğinden (Bombyx mori) elde edilen salgıdır.[1] Doğal ipeğin kökeni Çin’e gitmektedir.[2] M.Ö.2600-3000’li yıllarda Çin’de ipek böceği yetiştirildiğinden söz edilmektedir. Avrupa’ya M.S.500’lü yıllarda tarihi İpek Yolu ile sokulan ipek, Çin’de ipek maddesi olarak işlem görürdü.[3]
Söylentilere göre, Çin imparatoriçesi Si-Lung Chi, İÖ.2689 yılında ipeği ipekböceğinden keşfetmiş ve kozaları sıcak suya batırıp çektiği ipekle kendisine bir elbise yapmıştır. Çin’de gizli olan ipek üretimi, İS 300’lerde Japonya ve Hindistan’da öğrenilmiştir. Çin’den ipekböceği tohumu çıkarmaya çalışanlar ölüm ile cezalandırılırlarmış ve ölümü göze alan iki Bizanslı keşiş. İ.S.555 yılında asalarının içini oyup buraya koydukları ipekböceği tohumlarını Bizans’a getirmişler. İ.S. 16 yılında Roma Senatosu tarafından ipekli kumaş kullanımı yasaklanmıştır. İ.S. 369 yılında ise ipek dokumacılığının kadınların dışındakilere yasaklanmasına ilişkin karar çıkmıştır. Bizans’ta ipekli dokumacılık devlet tekeline alınmıştır. İmparator Justinian (527-565) döneminde devlete ait dokuma atelyeleri geliştirildi ve ipekli dokumacılık devlet tekeline alındı. İpek üretimi İstanbul, İzmir, İznik ve Bursa çevresinde yaygınlaştı. 1204 yılında IV. Haçlı Ordusunun İstanbul’a yağmalaması ipek dokuma atelyelerinin dağılmasına neden oldu.[4]
Orta Asya ve İran’ın VII. Yüzyılda Müslümanların eline geçmesi sonucunda ipek yolunun denetimi ve ipek ticareti el değiştirdi. İpek VIII. yy da Müslümanlar tarafından ilk kez İspanya’da üretilmeye başlandı. Buradan XII. yy da Fransa ve İtalya’da yayıldı. Daha sonraki yıllarda Fransa Kralı Francois Lyon’da bir ipek dokuma imalathanesi kurarak ipeği devlet tekeline aldı İpek Fransa ve İtalya’dan Almanya, Hollanda, İsviçre, İngiltere, İsveç ve Rusya’ya yayıldı. Flaman dokumacılar ipeği Fransa’dan İngiltere’ye getirdiler. İngiltere Kralı I.James 1622 yılında ipek üretimini Amerika’nın Virginia bölgesinde denetti. Bağımsızlık Savaşı’nın ardından Georgia, Carolina ve Connectiut bölgelerine, XIX.yy’ın sonlarında da Michigan, California ve Florida bölgelerine yayıldı.[5]
Türkçe’ deki ipek sözcüğü Kıpçak Türkçesindeki yipek sözcüğünden gelir. Osmanlıca da ipek kumaş anlamına kullanılan ak kumaş deyimi de Doğu Türkçesindeki aghi sözcüğünden gelir.[6]
DÜNYADA İPEKÇİLİĞİN GELİŞİMİ
JAPONYA’ DA İPEKÇİLİĞİN GELİŞİMİ
İpek İ.S.II yüzyılda Koreli göçmenler tarafından Japonya’ya götürülmüş, ancak uzun süre gelişmeden kalmıştır. XV. ve XVI yüzyıllarda Çin ve Japonya’nın Avrupa ile ilişkilerini kesmeleri Avrupa’da ipek üretiminin gelişmesini kamçılamış ve ipek üretimi gelişmiştir. XIX. Yüzyıla gelindiğinde Avrupa’da artan gereksinimi karşılayamaz duruma gelmiş ve bu yüzyılın ortalarında Çin ve Japonya’nın kapılarını Batıya açmasından sonra buralardaki ipek üretimi gelişmeye başlamıştır. 1870’de Fransa’dan ipekçilik uzmanı Paul Brunat Japonya’ya getirilmiş ve bu kişiye Avrupa tarzında ipek filatürcülüğünü kurmak için gerekli projeler hazırlatılmıştır Bu uzman daha sonra Çin’e geçerek burada Pasteur yöntemine göre ipekböceği beslemeyi öğretmiştir. Japonya’da ipekçilik 1886’da başlamış, yeni yöntemlerinin uygulanması ve yapılan çalışmalar sonucunda kısa sürede koza telleri uzamış ve verim üç katına çıkmıştır.[7]
FRANSA’DA İPEKÇİLİĞİN GELİŞİMİ
XIII. yy da Fransa’da ipek dokumacılarına çok seyrek rastlanıyordu. İpekli kumaşlar İtalya yolu ile Doğudan geliyordu. İpek çok pahalı olduğundan eski kumaşlar tel tel sökülerek bunlardan yeniden ikinci kalitede kumaşlar ve kemer gibi bazı kaba eşya dokunuyordu.
İpek ithalatının neden olduğu büyük para akışından kaygılanan Kral XI. Louis, 1470’de Fransa’nın Tours kentinde bulunan İtalyanlara tezgahlarını orada kurmak ve halka zanaat öğretmek koşulu ile büyük ayrıcalıklar tanıdı. Bundan dört yıl önce Lyon’da yapılan benzer bir girişim ipek ithalatı yapan tüccarların engellemeleri sonucu başarısız olmuştur. Buna karşılık, Tours’ daki deneme büyük başarı kazandı ve 1546’da kentte ipek dokuyan tezgah sayısı 8000 dolayına ulaştı.[8]
Fransa’da ipekçilik konusundaki esas gelişme Kral IV. Henry döneminde ortaya çıktı. Fransa’yı dut ağaçları ile donatarak, İtalya’dan işçi getirterek ve büyük yatırımlar ile imalathaneler kurarak ipekçiliğin gelişmesini sağladı.[9]
AVRUPA’DA İPEK DOKUMA MERKEZLERİ (12. İLE 18.YY ARASI)
ÜLKEMİZDE İPEKBÖCEKÇİLİĞİN GELİŞİMİ
İpek yolu XIII. Yy.da Anadolu’da Erzurum, Erzincan ve Sivas’tan geçerek Konya’ya ulaştırdı. Bizans’ın elinde bulunan İstanbul’a Sivas’tan karayolu ve Trabzon’dan denizyolu ile ulaşırdı. İpek XIV.yy da Erzurum-Erzincan-Tokat- Amasya yolu ile Bursa’ya gelmeye başladı. XV:yy.da Bursa İran’dan ithal edilen ham ipeğin başlıca ticaret merkezi olmuştur.[10]
Anadolu’da ipekçiliğin geçmişi çok eskilere dayanmakta, özellikle XVI.yy da Osmanlı imparatorluğunun genişlemesi ve refahın artmasına paralel olarak ipekli kumaş talebi arttı. Başlangıçta ipekli kumaşlar Çin ve İran’dan satın alınmaktaydı. Yavuz Sultan Selim(1512-1520) döneminde İranlı tüccarların engellemesi sonucunda ipek ticareti Osmanlıların eline geçti ve Osmanlı tüccarlar Hindistan’a kadar uzanan bir ticaret ağı kurmayı başardılar. Anadolu’ya getirilen ipeğin bir bölümü burada işlenirken bir bölümü de İtalya ve Öteki Avrupa ülkelerine ihraç edilmiştir. Özellikle XVI. yy da İtalya ipekli dokumacılığının gelişmesi sonucunda ham ipek sıkıntısı doğunca çok sayıda Venedikli, Floransalı ve Milanolu tüccar Anadolu’ya ve özellikle Bursa’ya gelmeye başladı. Bunları Macarlar, Lehliler ve Ruslar izledi. Türk kumaşları Avrupa yanında Doğu ülkelerinde de Pazar bulmuştu. Kalitenin bozulmaması için devlet tarafından sıkı önlemler alınmış, ipekli kumaş ticareti yapanların yünlü ve pamuklu dokuma ticareti yapmalar yasaklanmıştır.[11]
Bursa önemli bir ipek ticareti merkezi olduğu gibi önemli bir ipekli dokumacılık merkezi idi. İstanbul’da ipekli dokuma atelyeleri kurulmasından sonra da sarayın gereksinimlerinin büyük bölümünün Bursa’da dokunması sürdürülmüştür.
Osmanlı İmparatorluğu XVI.yy sonlarına kadar ipekli dokumacılık için gerekli ham ipeği İran’dan ithal etmiş, ham ipek ticareti iki ülke arasında çeşitli ekonomik ve siyasal sorunlara neden olmuştur. İki ülke arasında bu yüzden savaşlar çıkmıştır. XVI.yy ın ikinci yarısında İran ile süre giden uzun savaşlar ipek ticaretini engellemiş ve Osmanlı İmparatorluğu’ndaki dokuma sanayi hammadde sıkıntısı çekmeye başlamıştır. 1580’li yıllarda Bursa’daki dokuma tezgahlarının yarısı hammadde yokluğundan kapanmıştır. 1587’de İran’a bağımlı olmaktan kurtulmak için koza üretimi özendirilmiştir. Önce Bursa, sonraları Rumeli ve Arnavutluk’ta koza üretimi gelişmeye başlamıştır.
Böylece ithal ipek ile dokumacılık XIV.yy’ın sonunda başlamış, XV.yy gelişmesini sürdürmüş ve XVI. yy da doruğa ulaşmıştır. Örneğin, 1500’li yıllarda Bursa’da 1000 kadar dokuma tezgahı vardı. Başlıca dokuma merkezleri, Bursa, İstanbul, Edirne, Amasya, Denizli, İzmir ve Konya’dır. Devlet ipek dokumacılığını sıkı bir biçimde denetlemiş, örneğin 1564 yılında kaliteyi korumak için İstanbul’daki tezgah sayısını 318’den 100’e indirmiştir. Ayrıca 1450’li yıllarda ipekli kumaşların damgalanmasına başlanmıştır.
Devletin kendisi de ipek dokuma ve üretimine girmiş, 1560’lı yıllarda İstanbul’da dokumaya yönelik Karhane-i Amire kurulmuştur. Daha sonraları Bursa’da kurulan Beylik İpekhane’ sinde 1863 yılında ayda 200-240 okka beyaz ve sarı yıkanmış ipek verebilen 60 çıkrık vardır.[12]
XVI. yy dan başlayarak ipek üretimi gelişmeye başlamış ancak dokumacılığın çökmesi sonucunda Türkiye XIX. yy da ham ipek satan bir ülke konumuna gelmiştir. XVII. yy‘ın sonlarına doğru Batı ile yapılan İran ipeği ticareti nedeni ile İzmir önemli bir merkez durumuna gelerek Halep kentinin önüne geçmiştir. XVIII. yy’ın ilk yarılarında İran’dan gelen ipek kervanları her yıl İzmir’e 2000 balya dolayında ipek getirmişlerdir. Bu arada İzmir yerli olarak üretilen ipek için de önemli bir ihraç limanı durumuna gelmiştir. XVIII.yy da ihracat yapılan başlıca ülkeler Fransa ve İngiltere’dir. XVIII yy başlarında İran’da ortaya çıkan iç karışıklıklar ve Osmanlılar ile çıkan savaşlar nedeni ile ihracat için gerekli ipek Anadolu’da Tokat ve Bursa yöresinden ve Suriye’den sağlanır duruma gelmiştir.[13]
1550-1650 yılları arasında hemen hemen tüm Avrupa ülkelerinde yaşanan olağanüstü enflasyon Orta ve Uzakdoğu’ya da hızla yayılmıştır. Bu dönemde Bursa’da nominal ücretler ve fiyatlar hızla artmıştır. Bunun sonucunda maliyetlerde hızlı bir artış ortaya çıkmıştır. Örneğin, ipek boyamacılığında kullanılan çivitin vukiye’si 1579’da 188 akça iken 1653’te 239 akça ve lök’ün vukiyesi 1571’de 53 akça iken 1653’de 94 akça olmuştur. Aşağıda bazı ipek türlerindeki fiyat hareketleri gösterilmiştir. Hesaplamalarda 1548 yılı ortalama fiyatı lodra[14] başına 59 akça olarak alınmış ve fiyatlar buna göre indekslenmiştir.
XIX. yy ın başlarında Bursa’da yılda 31250 kg ipek üretilebilecek kapasitede su ve buhar gücü ile çalışan 14 tane ipek fabrikası vardı. Bu kuruluşlardaki tezgah sayısı 1000 dolayındaydı.1851 yılında Bursa’nın ipekli ihracatı 3000 kg dolayındaydı. Bu yıllardan Avrupa’dan Türkiye’ye önemli miktarlarda ipekli dokuma gelmeye başlamıştır. Bu gelişmenin bir sonucu olarak Osmanlı pazarı yabancı tüccarların denetimine girmiş ve eskinin canlı dokuma merkezleri dışarıya sadece hammadde ihraç eder duruma gelmişlerdir. Mordtmann, eski bir ipekçilik merkezi olan Amasya konusunda bilgi verirken her yıl Amasya ve çevresinde 20-25000 kg ham ipek üretildiğini ve ürünün iyi olduğu yıllarda bu miktarının 30000 kg dolayına yükseldiğini belirtmektedir. Üretimin üçte birinin Diyarbakır, Halep ve Şam’a işlenmek üzere gönderildiğini ve bir miktar ham ipeğin de Avrupa’ya ihraç edildiğini, daha sonraki yıllarda ise ham ipeğin tamamına yakın bir bölümünün yüksek fiyat veren yabancı tüccarlara satıldığını yazmaktadır.[15]
“Birçok senelerden beri, gerek Almanya’dan, gerekse ülkenin diğer taraflarından kozalar Avrupalı tüccarlar tarafından satın alınmaktadır. Bu durum Osmanlı sanayi bakımdan sakıncalı ise de, üretici kozayı yabancılara satmakla, Osmanlı esnafına satmaktan daha fazla kazandığı sürece bunun önüne geçilmez. Bundan şu anlaşıyor ki, Avrupalı dokumacı, yerli dokumacıdan daha ucuza çalışmaktadır. Bu durum endişe uyandıracak mahiyettedir. Diğer sanayi sektörleri gibi ipek sanayi de hızlı bir çöküş dönemini idrak etmektedir. Zira yerli ipek ağır vergilere tabidir. Mesela Amasya ve Bursa’dan getirilen dokumalardan %12 nispetinde vergi alınırken, Lyon ve Milano’dan getirilen ipekler için sadece %5 vergi ödenmektedir”[16]
İpekli sanayinin çöküşünün nedenleri arasında XVIII.yy da artan ipekli talebi sonucunda ehil olmayan kişilerin ipek dokumacılığına başlamasının kaliteyi düşürmesini sayabiliriz. Özellikle büyük bir tüketim merkezi olan İstanbul’da dokumacı sayısının artması kalitenin önemli oranda bozulmasına, piyasaya bol miktarda ucuz ve kalitesiz kumaşın sürülmesine neden olmuştur. İstanbul’da XVI.yy ortalarında 100 dolayında olan dokumacı sayısı kısa bir sürede hızla artarak 300 dolayına yükselmiştir. Bundan zarar gören dokumacılar devlete başvurarak önlem almasını istemişler ve ehil olmayan kişilerin bu işi yapmaları engellenmek istenmişse de başarılı olunamamıştır.
Bu sıralarda özellikle İtalya ve Fransa’da ipekli üretimde önemli gelişmeler olmuş, yerli kumaşa göre daha hafif ve ucuz olan Şark zevkine göre dokunmuş kumaşlar XVIII.yy dan başlayarak rağbet ve ilgi görmeye başlamıştır. Bu ülkelere bir yandan pazarı ele geçirirken öte yandan hammadde gereksinimlerini karşılayabilmek için yerli dokumacılarla rekabete girişerek koza fiyatlarını arttırdılar. Bu rekabete dayanamayan yerli dokumacılar devre dışı kaldılar. Böylece, Avrupa ülkeleri Osmanlı ham ipeğinin başlıca alıcısı durumuna geldiler, fiyatları istedikleri düzeye indirdiler ve bunun sonucunda kozacılık Osmanlı köylüsü için kazanç sağlayıcı bir uğraş olmaktan çıktı.[17]
XIX. yy ikinci yarısındaki ipekçilik alanındaki gelişmeleri Ruzname-i Ceride-i Havadis gazetesinden izlemek olanağı vardır. Gazetenin 23 Cemaziyevvel 1258 (2 Temmuz 1842) tarihli sayısında Londra piyasasında Bursa ipeğinin alıcı bulamamasından söz edilerek ”Fregistandan bu defa alınan haberlere göre her nevi alış veriş durgun ise de ipek ahzü itası dahi kesat olup Bursa ve sair mahallin ipeği makbul iken alır yo yok imiş. Anın dahi sebebi şu oluyor ki ipeğin çekmesine dikkat olunmayup görünüşte üstü güzel isede içi fena olmağla yani kalın ve düz olmayup karmakarışık bulunduğundan ekseri işe gelmeyor bahası eksilmek şöyle dursun işe tyaramadığından kimse almayor imiş. Geçen sene çıkarılan ceridelerde dahi bildirildiği üzre memaliki İslamiyede çıkan ipeğin çekisine dikkat olunur yani frengin işine elvirecek gibi içi dışı bir olmak üzre çekilir ise rağbet bulur ve bahası artar” denilmektedir[18]
Aynı gazetenin 5 Zilkade 1279 (4 Nisan 1868) tarihli sayısında Türkiye’de ipek üretilen yerlerden tohum satın almak için Fransa ve İtalya’dan İstanbul’a 40 kadar tüccarın geldiği yazılıdır.[19]
Amerikan tohumundan pamuk yetiştirenlere sağlanan ayrıcalıkların yeniden dutluk yetiştirenlere de sağlanması konusunda 12 Muharrem 1279 (15 Temmuz 1862) tarihinde bir nizamname yayınlanmıştır. Buna göre, yeniden yetiştirilen dutluklar üç sene aşar vergisinden muaf tutulmuştur. Dut fidanlarını ekildikleri yıldan başlayarak dördüncü yılı ürün yılı ve bir dönüm dutluk başına kırk okka yaş koza veya dört okka ham ipek itibar olunmuş ve ürün yılından başlayarak üç yıl için her dönüm dutluk başına kırk okka yaş kozanın veya dört okka ham ipeğin aşarından muaf olması karalaştırılmıştır. Ayrıca, saban girmemiş ve işlenmemiş arazide dutluk yetiştirenlere muafiyete ek olarak elli dönüme kadar yetiştirenlere bakır, yüz dönüm yetiştirenlere gümüş ve beş yüz dönüm yetiştirenlere de altın madalya verileceği ilan edilmiştir.[20]
1857-1862 yılları arasında Bursa’da ipek böceklerine bulaşan Pebrine ve Muscardine gibi salgın hastalıklar ipek üretiminde büyük düşmelere neden oldu. Bursa’da önceleri 600000 kg olan ipek üretimi 1865’te192440 kg düzeyine ve 4 milyon kg olan yaş koza üretimi 1865’te 400000 kg düzeyine düştü. Fransa’da Pasteur tarafından bu hastalıkların nedeni bulundu. Fakat Türkiye bundan yaralanmakta geç kaldı. Bu hastalıkların önlenmesi için uygulanmaya çalışılan önlemler yetersiz kaldı.
1888 yılında Bursa’da bir Dar’ül Harir (İpekçilik Enstitüsü) kurulmuş ve başına müdür olarak Fransa’da Montpellier’de tarım öğrenimi görmüş Kevork Torkomyan Efendi getirilmiştir. Bu kişi müdürlük görevini 1888-1922 yılları arasında 35 yıl süreyle yürütmüştür. Burada açılan kurslarda 458 Türk, 895 Ermeni,658 Rum, 19 Bulgar ve 2 Musevi olmak üzere toplam 2032 diplomalı böcekçi yetiştirilmiştir. Bunlar arasında Ermeni olan 95 kadın ve kız vardır.[21]
XIX . YY’DA BURSA’DA FABRİKALAŞMA
Bursa’da ipek üretimindeki yenilik ve üretimi arttırma çabaları 1835-1865 yılları arasında ortaya çıktı. Fabrikada ipek üretiminin Lyon’da ilk kez ortaya çıkışından on yıl gibi kısa bir süre sonra Bursa’da uygulamaya başlanması ilgi çekicidir. Bursa’da fabrika sayısı ve bükülmüş ipek üretimi 1858-1862 yılları arasında doruk noktasına ulaşmıştır. Pebrine adı verilen ipekböceği hastalığının Anadolu’da yayılması ve Japon ipeklerinin rekabeti sonucunda ortaya çıkan gerileme yirmi yıl sürmüştür.[22]
Jacquard tarafından bulunan dokuma tezgahının Fransa’da yaygınlaşması ve XIX.yy ilk on yılında ipek dokumacılığında kullanılmaya başlanması gibi gelişmelerin yanında ipekli ürünlere duyulan talebin artması Anadolu’da ipek üretimini etkileyen iki büyük değişmeye neden olmuştur. Bunlardan birincisinin nedeni, yeni tezgahların standart nitelikte ipek ipliğine gerek duyması ve elle makaralanan ipek ipliğinin büyük bir bölümünün bu nitelikte olmamasıydı. İkinci olarak artan ipek gereksinimini sağlamak amacı ile özellikle Fransız tüccarlar makaralanmış ipek üretimini arttırmak için girişimlerde bulunmuşlardır. Bu etkenler buhar gücü kullanılarak ipek çekmenin 1824 yılında Lyon’da bulunmasına, gereksiz kayıpları azaltacak yöntemlerin uygulanmasına ve gerekli hammaddenin uygun fiyatla dışardan sağlanması için çaba gösterilmesine neden olmuştur.
Buhar gücü kullanarak makaralamanın Lyon’da bulunuşundan sadece 11 yıl sonra 1835’te İsmet Paşa adındaki birinin Bursa’daki fabrikalarında buhar gücü kullanarak ipek çekme yapıldığından söz edilmektedir. Bazı kaynaklar ilk fabrikanın Taşcıyan Efendi ile ortaklık kuran Falkeisen tarafından kurulduğunu belirtmektedir. Burada önemli olan ipek çekme konusundaki bu teknolojik yeniliğin on yıl gibi kısa bir süre içinde Fransa’nın Lyon kentinden Anadolu’nun
İpek fabrikaları anorganik güç kullanıyorlardı. Bunların bir bölümü buharla ve Mustafa Nuri Paşa tarafından kurulan fabrikada olduğu gibi bir bölümü de su gücü ile çalışıyordu. Buharla çalışan ipek fabrikaları Fransız sistemi kullanırken, su gücü ile çekme ve bükme yöntemleri XVII.yy’ın sonlarında ilk kez Piedmont’ta geliştirilmiş olan alla piedmontese yöntemine benzemekteydi. Bursa’daki çeşitli fabrikalarda bunların yanında yeni ipek çekme tekniğinde değişik yöntemler de kullanılmaktaydı.[23]
Kozaların ıslatıldığı ve çekme sırasında döndürüldüğü makaralama tavaları içindeki suyun ısıtılması ve her tavanın arkasında sıralanmış bulunan makaraların döndürülmesi için güç kullanımı gerekliydi. Tavalardaki suyun sıcaklığının sürekli olarak aynı kalmasının sağlanması çok önemli idi. Bu işlem, çok sayıdaki büyük tava için en etkili biçimde ortak bir boru sistemi ile sağlanabilirdi. Tavaların ısıtılmasında ve mancınıkların döndürülmesinde insan gücü yerine anorganik enerji geçmişti. Eski sisteme göre, tepme mancınık veya el mancınığı ile bir işçi tek başına çalışırdı. Çekme yapan kişi ipeği kozadan makaraya(cırcırlara) saraken el ve ayağını kullanarak makarayı döndürürdü. Bu nedenle bu yöntem evlerde uygulanmaya uygundu.
Mancınıkların buharla çalıştırılmasına dayanan yeni teknoloji ipek çekme ve bükme işlemini evlerden çıkartarak fabrikaların çatısı altında topladı. Bir buhar makinesi 10-20 tavayı çalıştırıyordu. Ve en küçük ipek fabrikası 10 tava ile 10 mancınıktan oluşuyordu. Hümayun İpek Fabrikası gibi büyük fabrikalarda bir çatı altında 80 makara çalıştırılıyordu. Genellikle, Hümayun İpek Fabrikası ve Sarim Manass Eterprise gibi tek bir şirket Bursa’nın çeşitli bölgelerinde birden fazla fabrika çalıştırıyordu. İlk Hümayun İpek Fabrikası Sultan Abdülmecid tarafından H.12681852) yılında ilimboz fabrika bölgesinin merkezi olan Çınardibi’nde açılmıştır. İkinci ise bir yıl sonra kentin öbür yakasındaki Gökdere’nin üst kıyısında Namazgah bölgesinde açıldı.
Bu dönemde fabrikalarda makara başına işçi sayısının 1,9-2,2 arasında değişmektedir. Bu değer ortalama olarak 2 alındığında en küçük ipek fabrikasında bile en az 20 işçinin çalıştığı görülmektedir. Hümayun İpek Fabrikası, Düzoğlu veya Manass Şirketi gibi büyük kuruluşlardaki işçi sayısı 350 dolayına kadar çıkmaktaydı.
Bursa’da 1850’lerin başlarında yalnız buharla çalışan ipek fabrikalarındaki toplam işçi sayısı 1700 dolayındaydı. Bu sayı 1850’lerin ortalarında 3800 dolayına yükselmiştir.
Fabrikalarda belirli bir iş bölümü vardı. Her ipek fabrikasında işin makineye ilişkin yönleri üzerinde bilgili olan bir yönetici bulunurdu. Gene her fabrikada makaraların çalışmasını denetleyen bir veya daha fazla sayıda baş makaralayıcı vardı. Bazı ipek fabrikalarında, işçi kadınların eğitimi ve gözetimi işlerinde Avrupalı kadınlar ve makinelerin bakımı için Avrupalı ustabaşılar çalıştırılmakta idi. Bununla beraber , Manass ve Brotte fabrikaları gibi birçok kuruluşta başlangıçtan itibaren o bölgenin kadınları kalfalık görevini üstlenmiştir ve bir çok başka kuruluşta da yalnız başlangıçta bir süre yabancılardan yararlanılmıştır. İşçiler beceri ve görevlerine göre sınıflandırılıyorlardı. Makaralayıcılar sarıcılardan, sarıcılar da ayırıcılardan daha yüksek ücret alıyorlardı. Fabrika sahipleri işçilerin beklenmedik bir anda bir fabrikadan ötekine geçişlerini ve ücretlerini tezkere sistemi ile denetliyorlardı. Her işçi fabrikada kadrolu olarak çalışıyor ve ancak tezkere alabilirse başka bir fabrikaya geçebiliyordu. Bu yöntem, fabrika sahiplerinin aralarında anlaşarak ücretleri denetlemelerini de sağlıyordu.[24]
Önemli bir nokta, üretim sürecinin yalnız çekme ve makaralama ilişkin bir bölümünün makineleşmiş olmasıdır. Yeni yumurta cinslerinin ithali, ipekböceği hastalıklarına karşı alınan önlemler gibi ilerlemeyi sağlayan adımlar 1850’li yılların başında atılmış olmakla birlikte bunların hiçbiri ipek fabrikalarının kurulmasına kadar başarılı ve etkili olmamıştır.
Bursa’da yalnızca makaralamanın makineleşmiş olmasını nedeni Avrupa2daki ipek üretim teknolojisine büyük oranda bağlıdır. Türkiye’de olduğu gibi Fransa’da da yalnızca makaralama makineleştirilmiştir. İpekli kumaşın dokunması gibi makaralamanın ardından gelen işlemlerin makineleşmesi konusundaki değişimler ancak 1880’lerde ortaya çıktı. O yıllarda Bursa’nın Avrupa ile olan ticaretini bir dizi yeni ekonomik öge yönetiyordu. Yatırım yapan yabancıların yenilikleri sadece kendi ülkelerine gönderilen hammaddenin hazırlanışı ile sınırlandırmaları ve üretimin öteki bütün aşamalarını kendi ülkelerinde gerçekleştirme yönündeki çalışmaları bu öğelerin en önemlilerinden biriydi.
Bursa’daki müslüman, ve yabancı tüccarların Tanzimat Dönemi başlarında ipekçilik alanında Avrupa’daki teknolojik gelişmelerden haberi vardı. Bu yenilikleri 1835-1865 döneminde çekilmiş ipeğin nitelik ve niceliğini arttırmak için Bursa’nın koşullarına uygun bir biçime getirerek uyguladılar. Bol su kaynakları ve çağlayan için gerekli eğim Bursa’da kolaylıkla bulunuyordu. Bursa’da Ulucami yöresindeki eski iş merkezlerinin dışında biri Gökdere ve öteki de Cilimboz deresi kıyılarında bulunan iki tane yoğun sanayi alanı oluşmuştur.
1863 yılında İstanbul’da Sultanahmet’te açılan “Sergi-i Umumi-i Osmani” de teşhir edilen ürünler konusunda Journal de Constantinople adlı dergide bir dizi yazı çıkmıştır. Bu yazılarda ipekçiliğe önemli bir yer ayrılmış, sergide teşhir edilen çeşitli yerlerden gelmiş ipeklerin tanımları yapılarak takdir edilen fiyatlar belirtilmiştir. Başlıca üretim merkezlerinin Rumeli’de Manastır, Tırnova, Selanik ve Edirne gibi kentler ve yöreleri, Anadolu’da ise İstanbul, İzmir, Bilecik, Kütahya, Bursa gibi kentler ve civar köyleri olduğu görülmektedir. Ayrıca Rumeli’de tohumdan yetiştirilen yabani dut filizlerinin ipekböceğine yedirildiği, en kaliteli dutların Bursa’nın Demirdeş köyünde yetiştiği ve Bursalı kadınların böcekler çıkıncaya kadar yumurtaları koyunlarında taşıdıkları gibi konulardan söz edilmektedir. Bursa’dan gelen çeşitli renklere boyanmış ipek çilelerinin dirhemi 40 para yani okkası 400 kuruş ve kilogramının 72 frank, Manastır’ın beyaz çilelerinin dirheminin 50 para ve Edirne’nin kiraz kırmızısı veya güzel sarı renkteki yıkanmamış ipek çilelerinin dirheminin 31 para yani kilogramının 65 frank 25 santim olarak fiyatlandırılmış olduklarını öğreniyoruz. Yazıldığına göre, Rumeli’de el emeği pahalıdır ve genellikle yeterli işçi bulunamamaktadır. Bu bölgede ipekböceklerinin bakımı için genellikle Bulgarlar uğraşmaktadır. Bunlar her yıl 400-500 kişilik kadınlı erkekli gruplar halinde gelerek ipekböceği bakımı ile uğraşırlar. Yiyecek dışında erkekler 5-8 kuruş ve kadınlar 2 kuruş alırlar. Edirne 1852 yılında Fransa’ya ihraç edilmek üzere 5 milyon frank değerinde 59000 okka (yaklaşık olarak 74000 kg) ipek üretirken bu miktar 1856 yılında iki katını aşmıştır. Ayrıca, 1856’da ilk kez Marsilya’ya 750kg ipekböceği tohumu ihraç edilmiş ve bu miktar 1858’de 10000kg dolayına yükselmiştir. Bir okka tohumun ortalama fiyatı 1200 kuruş dolayındadır.[25]
DİYARBAKIR’DA İPEKÇİLİK
Diyarbakır bölgesi iklim koşulları bakımından ipekböceciliğine çok uygundur. Bu bölgede ipekçiliğin geçmişi VI. yy’da Bizans İmparatoru Justinien’in girişimlerine kadar uzanır. Birinci Dünya Savaşı öncesinde 1908-1909 yıllarında Osmanlı imparatorluğunun yaş koza üretiminin günümüzdeki Türkiye sınırları içine düşeni 9000 ton civarında olup, bunun üçte biri Diyarbakır ve çevresinde üretiliyordu Bunun yanında, İran ve Kafkasya’ya önemli oranda tohum da ihraç ediliyordu. 1910-1914 döneminde Diyarbakır’da bin dolayında ipekli dokuma tezgahı vardı. Birinci Dünya Savaşı sırasındaki. göçler ve özellikle ipekçilik ile uğraşan azınlıkların göçleri sonucunda ipekçilik çökmüştür.1914-1934 arasında Diyarbakır’ın yurtiçi ulaşımının çok güç olması ve demiryolunun bulunmaması üretimin pazara ulaşmasını engellemiş ve düşen fiyatlar karşısında ipekçiliğin bırakılmasına neden olmuştur.[26] Birinci Dünya Savaşı sırasında tahrip edilen dutlukların son kalıntıları da kesilerek bunların yerine sebze bahçeleri kurulmuştur. Diyarbakır’daki ipek fiyatları Bursa’ya göre 1944’de %37,5 ve 1947’de %30 oranında daha düşüktür.
1930 yılında Diyarbakır’da Tarım Bakanlığı tarafından “Bölge İpek Böcekçiliği İslah İstasyonu” açılmıştır. Bu istasyon 1327 (1911-12) de Gümüşhane’de kurulmuş, iki yıl sonra 1329 (1913-14) de Elazığ’a taşınmış ve bir yıl sonra da kapanmıştır. 1923 yılında tekrar Elazığ’da açılmıştır.ve 1930’da Diyarbakır’a taşınmıştır.[27]
Türkiye’de 1913 yılında Kars ve Ardahan dışındaki milli sınırlar içinde 8 148 760 kg yaş koza elde edilmiştir. Savaşlar nedeni ile bu miktar 1921’de 300 000 kg düzeyine düşmüş, daha sonra yavaş yavaş artarak 1928’de 1 872 752 kg düzeyine ulaşmıştır.
Yurdumuzda üretilen ipeğin büyük bir kısmı 1970’li yıllara kadar kuru koza olarak ihraç edilmekte idi. Ancak bu yıllardan sonra Kozabirlik filatür tesislerinin kurulması ile kaliteli ipek çekilebilmiş ve kuru koza ihracatı durmuştur. Yine aynı yıllarda ipek halı ihracatının artması ile, ipek üretimini arttırmıştır.[28]
ÜLKEMİZDE ŞU ANDAKİ İPEK MALZEME ÜRETİMİ
Geçmişte iyi kalite ile üretilen ipekli el dokumaları, Bugün Alanya Kalesi’nde turistik amaç için dokunan, ipekli el dokuması diye satılan kötü kozalardan çekilen ipek liflerinin çözgü olarak kullanılıp, atkı olarak floş ipliği kullanılarak üretilmesi şeklinde yer değiştirmektedir.[29]
İPEĞİN, İPEK BÖCEĞİ CİNSLERİNE GÖRE SINIFLANDIRILMASI
DUT İPEĞİ
Dişi ipekböceği 350-400 dolayında yumurta yumurtlar. Yumurtalardan 20-25 C0 de 8-12 günde kurtçuklar çıkar. Boyları 2-3mm ve ağırlıkları 5mg dolayında olan bu kurtçuklar 20-30 gün boyunca günde beş öğün dut yaprağı yiyerek büyürler. 5-9 cm boyunda tırtıl olurlar. Bu durumda tırtıl, yetiştiricisi tarafından hazırlanmış yerlerde (teller, çubuklar, dallar gibi) kozasını örmeye başlar. Bedenindeki iki salgı bezinden hava ile temas ettiğinde iplik haline dönüşen sıvı salgılar. Aynı zamanda bu iplikleri bir arada tutacak yapışkan bir madde de salgılanır.
Örme sırasında tırtıl, sekiz sayısına benzer hareketler yaparak 3,5 km uzunluğundaki iplikleri yaklaşık iki gün içinde bir koruyucu(koza) haline dönüştürür. Kozanın içinde bulunan tırtıl, 3-4 gün içinde önce krizalit sonra da kelebek haline dönüşür. Kozaya girdikten 20 gün sonra kelebek dışarı çıkar.[30]
Krizalit zarını patlatan kelebek, kozanın iç yüzüne baskı yaparak berrak bir sıvı salgılar ve ipek yapıştırıcısının erimesini sağlar. Bu şekilde iplik halkaları gevşer ve kelebek bir iki saat içinde dışarıya çıkar. Serbest kalan kelebekler çiftleşir ve dişiler 200 ile 400 arasında yumurta bırakır.[31]
Yetiştirmek için kullanılmayan kozalar, koza oluşumundan hemen sonra ipek çekim fabrikalarına götürülür. Kaynar su bulunan kaplarda krizalitler öldürülür. Bu sırada kozadaki iplikleri birbirine yapıştıran madde yumuşar, hareket halinde bulunan fırçalar iplik ucunu yakalar ve kozadan ipliği çözerler. Kozanın ilk örülen dış kısmı, iç kısmına oranla daha düzensiz bir yapıdadır. Bu nedenle iç kısımlardan elde edilen lifler daha kalitelidir.[32]
TUSSAH İPEĞİ ( YABANİ İPEK)
Yabani ipek böceklerinden de ipek elde edilebilir. Bunlar arsında en tanınmışı Çin ve Japonya’da yaşayan Tussah yada Meşe yaprağı ipek böceğidir.[33]
Tussah böceği, dut böceği gibi yapıştırıcı ile birleşen iki iplik değil, yapıştırıcı ile karışmış olan ve hava ile temas ettiğinde sertleşen iki iplik salgılar. Bu nedenle bu karışımdan yapıştırıcı tamamen yok edilememektedir. Bu tür ipliklerden üretilen ürünler genelde biraz serttir ve düzgün bir şekilde boyanamazlar, bu nedenle de değerleri daha düşüktür. Honan ve Şantung ipekleri Tussah böceğinin ipekleridir. Honan ipeği Şantung ipeğinden daha düzgündür.
İPEĞİN LİF UZUNLUĞUNA GÖRE SINIFLANDIRILMASI
ÇIKRIK İPEĞİ
İpeğin kozadan çekilmesi sırasında dış yüzeyde bulunan çok sayıda ve karmaşık tutunma ipliklerinden sonra orta kısımdaki yaklaşık 1.000 m uzunluğundaki değerli ipeğe ulaşır. Buna çıkrık veya çile ipeği denir. Genelde bir çok koza aynı anda çözülür. Henüz yumuşak halde bulunan ipek zamkı ise bu lifleri birleştirir.
SAP İPEĞİ
Kozanın dış yüzeyindeki iplikleri ile birbirine yapışmış olan koza iç yüzey ipliği atık iplik çekme fabrikalarında işlenir ve elde edilen ipliklere şap ipeği denir. (örneğin dikiş ipeği gibi)
BURET İPEĞİ
Şap ipeğinin elde edilmesi sırasında ortaya çıkan atık maddeler ise şap ipeğinden daha az değerli olan buret ipeğinin elde edilmesinde kullanılır.
PARÇA İPEĞİ
Kozanın dışındaki tutunma iplikleri işlenerek parça ipeği elde edilir.
İPEĞİN TERBİYE İŞLEMİNE GÖRE SINIFLANDIRILMASI
İpek kozalarından ipeği çekmeden önce kozaların ipekböceği tipine, büyüklüklerine, ve elde edildikleri bölgelerine göre dikkat ile ayrılmaları gereklidir. Kozadan ipeğin çekilmesi, yani ham ipeğin elde edilmesinde, kozalar önce kaynatılır. Kaynatma işleminde, sıcaklık ve zaman çok önemlidir. Genellikle, sürekli çalışan bir pişiricide işlemin ortasında kozalara soğuk su püskürtülür. Soğuk su buharın kozada yoğunlaşmasına ve bunun sonucunda suyun kozaya girerek kozanın hemen tümünü doldurmasına neden olur. Kaynatma işleminden sonra kozalar fırçalanır ve çıkan uçlar alınıp birleştirilerek porselen gaytlardan geçirilir.[34]
Dünyanın hemen her yöresinde ham ipek birbirine oldukça benzeyen el mancınıkları ile çekilmiştir. Bursa’daki son örneklerine göre bunların iki temel bölümü vardır. Birinci bölüm kozaların yumuşatılmasına yarayan su kazanı ve ikinci bölüm de sağılan tellerin toplandığı çarktır.(Şekil 60-). Yumuşatma tavaları (kazanları), 60-70 cm yükseklikte, topraktan yapılmış bir ocağın üstünde bulunmaktadır. Bu ocaklar çoğunlukla avluda yapılmışlardır ve ev ocakları gibi duvar içinde değildir Bu ocağın bir yanına oturan işçi, kazanda kaynamakta olan suyun içine kozaları atmakta ve elindeki bir sopa ile bunları karıştırmaktadır. Yeterli oranda yumuşayan kozaların kamçıbaşları sopanın üstüne geldikçe işçi tarafından yakalanmakta ve asıl teller çıkarılmaktadır. Bundan sonra, 15-20 kozanın teli bir araya getirilerek, kazanın hemen kenarında bulunan bir çivinin kıvrık halkasından geçirilerek, gene kazanın bir kenarında yukarı doğru uzatılmış olan iki sopanın arasına konulan bir tahtanın üzerindeki iki makaradan dolaştırıldıktan sonra, ocağın yakınındaki bir çarka bağlanmaktadır. İşçi, bir yandan kozaların uçlarını bulurken ve kopan kozaların yerine yenilerini eklerken, bir yandan da çarka bağlı olan bir tahtanın üzerine (pedala) devamlı olarak basmaktadır. Bu tahta, bıçak bileyicilerin çarklarını çevirmek için bir ayakları ile bastıkları oynak tahta parçasının aynıdır. Tepme mancınıkta, çarkın döndürülmesi bu biçimde olmaktadır. Bu mancınıklara, sürekli ayak ile itildiği için tepme mancınık adı verilmektedir.[35]
Çoğu kez bir evde bir veya iki mancınık kullanıldığından bunlar avluda açıkta yapılmaktadır. Yağışlı havalarda saçakların altında yapılmaktadır. Bir çok mancınık bir arada çalıştırılamadığından büyük çalışma odaları hazırlamak masraflı görülmüştür. Kapalı bir odada çalıştırılmaları zararlı olmaktadır. Sıcak su içindeki kozalar kötü bir koku saldıklarından kapalı bir ortamda buna dayanmak oldukça zordur. Açık havada bu mancınıklarda çalışmak o kadar yorucu olmamakla birlikte kış günleri bir yandan sıcak su ile oynamak öte yandan soğuk havada çalışmak çalışan kişi için oldukça yorucu ve tehlikelidir.
1830 yılından sonra ülkemize giren buharlı mancınıklarla tepme mancınıklar beraber çalışmışlardır. Bundan dolayı buharlı mancınıkların bütün üretimi yabancı ülkelere gidiyordu. 1870’li yıllarda Orta Anadolu’da ipekli halılar dokumak için yeni bir istek uyanmış, Kayseri bu iş için merkez olmuştur. İpekli halılar için gerekli olan hammadde en iyi biçimde tepme mancınıklardan elde edilmiştir. Halı ipeği yapmak için tepme mancınıktan alınan ipek üç katlı bükülür ve pürüzler alındıktan sonra tekrar tekrar katlanırdı Bu tarihlerde bu ipekli halıların en büyük alıcısı da Amerikalılardı. Ama kalitenin yanlış kullanılması neticesinde bu Pazar bir süre sonra kaybedildi.[36]
HAM İPEK
Çıkrıktan çıkarılan ham ipek liflerin yapısında bulunan yapıştırıcı maddelerin etkisi ile sert ve mattır. Öte yandan ipek ipliklerinin ve kumaşların en önemliği özelliği parlaklık ve yumuşaklıktır. Ham ipeğe bu özellikleri verebilmek için bunların pişirilmesi gerekmektedir.
PİŞİRİLMİŞ İPEK
İçindeki krizaliti sıcak su veya sıcak hava ile öldürülen kozalar ılık suda yumuşamaya bırakılır. Floş adı verilen kozanın üst kısmındaki kaba lifçikler yumuşayarak çözünür. Serisinin giderilmesi için ipeğin pişirilmesi adı verilen zamk çıkarma işlemi uygulanır.
İpeğin yapısında bulunan yapıştırıcı madde, ipeğin sabunlu suda kaynatılması ile liflerden arındırılır. Bu işlem genellikle dokunmuş ipliklere uygulanır. Pişirilmiş ipek beyaz ve yumuşaktır, boya tutma özelliği ise iyidir. Ham ipek pişirildikten sonra ağırlığının dörtte birini kaybeder.
AĞIRLAŞTIRILMIŞ İPEK
Ağırlığının dörtte birini kaybeden ipeğe, kullanım amacına göre,bu ağırlık metal tuzları emdirilerek yeniden kazandırılır. Bu işleme ipeğin ağırlaştırılması denir.[37] Ancak metal tuzları ile çok fazla ağırlaştırılma yapılırsa ipek kırılgan bir hale gelir. Bu nedenle günümüzde ağırlaştırma işleminde yapay reçineler kullanılır.
İPEK LİFLERİNİN YAPISI VE ÖZELLİKLERİ
İpek filamentinin dış yüzeyi serisin adı verilen yapışkan bir madde ile kaplıdır. İç kısım ise fibroin’den oluşmuştur. Dış yüzeyindeki serisin katılık ve donukluk verir. Bunun uzaklaştırılması sonucunda ipek parlak ve yumuşak olur. Serisini alınmamış ipeğe ham ipek denir. Serisin ve fibroin birer proteindir. Fibroinde yünün aksine sistin bulunmadığından yapısında kükürt yoktur. Serisin (ipek zamkı) ham ipeğin ağrılığının dörtte birini oluşturur. Fibroin amfoter bir özellik gösterir. Ham ipeğin ortalama bileşimi %62-67 fibroin; %22-25 serisin; %10-11 su; %0,5-1 yağ ve %1-1,4 anorganik ve boyarmaddelerdir.[38]
LİF İNCELİĞİ
İpek elyafın inceliği denier (denye) ile belirtilir. 9000 m ipeğin gram cinsinden ağırlığı 1 denier’dir. Buna göre, uzunluğu L metre ve ağırlığı W gram olan bir ipeğin denier’si
Denier = 9000 X W gram
L
İpek doğada bulunan en ince liftir,inceliği 1-4 dtex’tir
KIVRIM
İpek lifi kıvrımsız ve düzdür
RENK
Pişirilmemiş ham ipek genelde sarı renktedir.
Pişirilmiş ipek ise duru beyazdır
Yabani ipekler bej, kızıl, yeşil, kahve renkli olabilir.
PARLAKLIK
Ham ve yabani ipek üzerinde bulunan ipek tutkalı nedeni ile mat ve solgundur
Pişirilmiş çıkrık ipeği ise çok güzel bir parlaklığı vardır
Buret ipeğinde kısa lifler kullanıldığından, mattır.
NEM ÇEKME ÖZELLİĞİ
Pişirilmiş ipek kendi ağırlığının %25’i kadar nem çeker ve bu ıslaklık yine de hissedilmez.
BURUŞMA ÖZELLİĞİ
Pişirilmiş ipek çok esnektir ve buruşmaz. Kendine has bir döküme sahiptir
Fazla ağırlaştırılmış ipek çok buruşur ve pili yerleri kırılabilir.
HAŞERELERE KARŞI KORUNMA VE KÜFLENME
Çok kirlenmedikçe bu lif türü olumsuz yönde etkilenmez
TER HASSASLIĞI
Bu lif tere karşı çok hassastır. Bu nedenle elbiseler ya çok bol kesilmelidir(kimono ve benzeri) ya d ter emici yüzeyler eklenmelidir.
IŞIK HASSASLIĞI
İpek ışığa karşı çok hassastır, kırılır ve rengi atabilir.
KOPMA DAYANIKLIĞI
Lifleri çok ince olmasına karşın, çıkrık ipeği çok dayanıklıdır. Yaş kopma dayanıklığı kuru kopma dayanıklığından %10 kadar daha azdır.
SÜRTÜNME VE AŞINMA SAĞLAMLIĞI
İpek çok kaygan olduğundan lifler sürtünme ve aşınmaya karşı çok dayanıklıdır.
ISI TUTMA ÖZELLİĞİ
Düz bir protein lifi olan ipek iyi bir yalıtıcıdır. Kışın sıcak, yazın serin tutar.[39]
DOĞAL LİFLERİN YAPILARI
DOĞAL LİFLERİN ÖZELLİKLERİ VE KULLANIMI
İPEĞİN EĞRİLMESİ
Kozadan elde edilen ipek dokuma ve dikiş için uygun olmadığından büküm verilerek ikiye katlanır. Filament sayısı veya büküm biçimine göre çeşitli ipek iplikleri vardır.
İBRİŞİM; İki, üç veya daha çok sayıda ipliğin cm’de 1-2 büküm olacak biçimde hafifçe bükülmesi ile elde edilir.
KREP; çok bükümlü ipliktir, cm’de büküm sayıs 4 iplik için 25, 3 iplik için 30 ve 2 iplik için 40’dır.
ORGANZE, İki kez bükülmüş ipliktir. Kozadan elde edilen filament 16-20 kez sola bükülür. Bu ipliklerin iki veya üç tanesi katlanarak 12-14 kez sağa bükülür. Bu tür iplikler atkı olarak kullanılır.
HEREKE HALILARI
BÖLGENİN COĞRAFİK KONUMU
Hereke yerleşim birimi olarak Marmara bölgesinin Kocaeli sınırları içinde kalmaktadır. Yaklaşık 15.000 nüfusa sahiptir. Hereke’nin ilk kuruluş yeri bugünkü Hereke’nin 5km kuzeyindeki eski Hereke köyüdür. Arazi tarıma elverişli olmadığı için genel uğraşı alanı halıcılık ve endüstridir. Hereke’nin İstanbul’a 60km uzaklıkta olması bu bölge için önemli bir avantajdır.
HALICILIĞIN TARİHÇESİ
Hereke’de ev kadınlarının %80’i halı dokumaktadırlar. Başlangıçta Sümerbank Halıcılık hesabına sürdürülen bu sosyal uğraşı, giderek bireyselliğe dönüşmüş ve her aile kendi hesabına halı dokumaya başlamıştır. Bugün bu uğraşı gittikçe azalmaktadır. Sümerbank atelye sistemi ile çalıştığı ve mekan oldukça geniş olduğu için büyük ebatlı halılar burada yapılmaktadır. Hereke fabrikası mensuplarının konut ihtiyacını karşılamak üzere şu anda 190 adet hizmet birimi vardır. Bu evlerde oturanlar çok az kira öderler. Su, elektrik ihtiyacı ve sosyal hizmetler, tamirat giderleri müessese tarafından karşılanır.
Diğer bazı özel kuruluşlar ve evlerde sürdürülen çalışmalarda ipek halı üretimi yapılmaktadır.
Hereke fabrikası 1843 yılında özel bir kuruluş olarak 50 adet pamuklu ve 25 adet ipekli dokuma tezgahı ile üretime başlamıştır. Sultan Abdülmecit zamanında kurulan fabrikanın inşaat giderlerini, Serasker Rıza Paşa’nın da bilgileri çerçevesinde İzmit fabrikası karşılamıştır. Fabrikanın kuruluşunda ”İzmit Fabrikası” müteahhitlerinden Ohannes ve Bogos Dadyan Biraderlerin görevlendirdiği çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir.[40]. Aynı tarihlerde kurulan Feshane ve Bakırköy fabrikaları askeri amaçlar için kurulmuştur.
1845 yılında Padişah Abdülmecit, Dalyan biraderlerin Hereke’ de bir fabrika kurarak kendi nam v hesaplarına çalıştırdıkları haberini alır. İzmit’e gitme bahanesi ile yanında Seraske Rıza Paşa’da olduğu halde deniz yolu ile Hereke’ye gelir, Rıza Paşa’ya burasının ne olduğunu sorar. O da sahipleri tarafından 1843 yılında Padişah namına bir fabrika kurulduğunu söyler. Bunun üzerine 1845 yılında aşağıdaki belgede de sözü edildiği gibi fabrika Padişah Abdülmecit adına tescil edilir.[41]
Üretim başlıca dört kısımdan oluşuyordu.
1-Şark desenlerini içeren ipekli döşemelik kumaşlar.
2- Lyon fabrikalarının (Fransa) nakış ve süsleme unsurlarını taşıyan ipekli kumaş ve kadifeler.
3-Çiçek motifleri ile süslenmiş yeni üretim biçimleri, damas saten ve kordelaları
4-Sarayın dışında piyasaya yönelik çalışmalar
Hereke’de halı üretimine 1891 yılında sarayın gereksinmesini karşılamak üzere başlanmıştır. Bunun için Demirci ve Gördes’ten ustalar getirtilerek, o zaman Dolmabahçe sarayında bulunan saraya ait halı atelyelerinde eğitilmişlerdir. Bu ustalar Dolmabahçe Sarayında eğitildikten sonra Hereke’ye alınarak önceleri Demirci ve Gördes tipi halılar üretilmiştir. Nitekim 1895 yılında Hereke halılarının ününü duyan Alman İmparatoru Wilhelm Türkiye seyahatinde bizzat bu üretimi yerinde görmek isteyerek Hereke’ye gitmiştir. Bugün Hereke sahilde bulunan tarihi köşk Abdül Hamit’in Yıldız Sarayında bir gecede yapılarak yerine monte edilmiştir. 1894 yılında fabrika İstanbul’da eski Zabtiye Caddesinde bir satış mağazası açarak üretimini piyasaya tanıtmaya başlamıştır.
1900 yılında goblen tipi halılar üretilerek Hereke’nin ilk karakteristik özellikleri ortaya çıkmıştır. Zemini açık renkli diğer bölümleri bordür, köşe ve bordür zeminleri çiçeklerle bezenmiş ilk örnekler Gördes karakteri gösteren ilk numunelerdir.
Hereke fabrikalarında fes üretimine 1905 yılında başlanmıştır.
1900-1910 yılları arasındaki halı üretiminde kalite oldukça kaba idi. 1X1m2 de 1,5X5 düğüm ilme bulunmaktadır. İpek halıda bu kalite 1m2-12 düğümdür. Ödenen işçilik ücreti ise 1400 düğüme karşılık 1 kuruştur.
Hereke fabrikası 1.6.1935 tarihinde Sümerbank tarafından kurulan ”Feshane Mensucat T.A. Şirketi”ne kiralanmış ve kısa bir süre bu şekilde çalıştıktan sonra 1938 yılında (Birleşik yün ipliği ve yünlü dokuma mensucat fabrikaları Türkiye Anonim Şirketi)ne geçmiştir. Hereke fabrikasında ipekli dokuma (Döşemelik) üretimini 1934 ‘te kaldırılmış, battaniye üretimi de 1935’te “Defterdar Fabrikası’na devredilmiştir.
1945 yılından sonra Halı üretim atelyesi her bakımdan modernleştirilmiş ve tezgah sayısı arttırılmıştır. Bu dönemden itibaren, Zümrüdü Anka, Lalezar, Yedidağın Çiçeği, Erikli olarak kodlanmış desenler bu yöre halıcılığının en son ve en gelişmiş örnekleridir.
DESEN ÖZELLİKLERİ
Osmanlı İmparatorluğunun en parlak devirlerinde “Saray Halıları” olarak ortaya çıkan halılarda natüralist çiçek ve yapraklar kullanılmış ve süslemeye büyük önem verilmiştir. Osmanlı Saray Halılarında kullanılan malzeme genellikle yün ve pamuktur Bazen çözgü ve atkı da ipek kullanılmıştır. Bu halılarda desen bakımından zemin ve bordür arasında pek fark yoktur. Halıda zemin, bordür, mihrap, sedef gibi bölümler, belirli zemin renkleri ile birbirlerinden ayrılmıştır. Kullanılan en önemli formlar, hançer yaprakları, rozet çiçekleri, sümbüller, nar çiçekleri, karanfiller, v.s. motiflerdir.
Hereke Halıcılığının kaynağını oluşturan saray halılarının en zengin ve başarılı örnekleri, Kula ve Gördes’te dokunmuştur.
Üretime alınan her halı, 1891-1910 yılları arasında mutlaka belli bir mekan için dokunmuştur. Bundan ötürü, Dolmabahçe Sarayı, Yıldız-Şale Köşkü, Beylerbeyi Sarayı, Küçüksu Kasrı v.s yapılarda bulunan bazı halılar bulundukları mekanı tamamen kapatmış durumdadır. Buda üretime alınan bir halının sadece o mekan için dokunduğunu gösterir.
Kompozisyonda iki ana unsur göze çarpar: Bordür ve zemin.Genellikle bordür kalınlığı halı zemininin 1/5 i kadardır. Yani 100cm eninde bir halının 20cm’lik bir bölümünü bordür oluşturmaktadır.
Görünümü zenginleştirmek için bordürlerin her iki yanında içte ve dışta, genişliği 3 ile 5 cm arasında değişen kenar suları kullanılmaktadır. Buna yörede “ sedef ” ismi verilmektedir. Sedefler , içleri genellikle penç denilen motif birimleri ile süslenir. Sedefler, halıda bordür ve zemini bağlayan küçük unsurlardır. Bordür ve zeminde daima farklı renkler kullanılmaktadır. Çünkü her iki bölümde ayrı plandadır.
Son yıllarda yapılan özel sipariş halılarda, müşterilerin istediği numuneler yapılmaktadır.
KOMPOZİSYON
Hereke hallarını görünüm olarak dört grupta toplayabiliriz:
¼ SİMETRİK HALILAR
“ Madalyonlu” veya “ göbekli” dediğimiz halı tiplerinde ortaya çıkmaktadır. Yörede dokunmakta olan “Binbir çiçek” ve “Erikli” desenleri bu gruba girmektedir. Zeminde desenin ¼ ‘ü simetrik olarak dokunmaktadır. Bu gruptaki halılar genellikle büyük ebatlardadır. Bugün bile büyük ebatlı göbekli veya madalyonlu halılar büyük salonlar için dokunmaktadır.
½ SİMETRİK HALILAR
Bu gruptaki halıların boyutları genellikle küçüktür. Seccadeler bu grubun en tipik örnekleridir. Zemin deseni dikey eksende bütünü ile simetrik dönüş yapar. Bordür deseni, belirli birimlerin tekrarı ile oluşur. Renk düzeni ve anlayışı değişmez
BİRİM DESENLİ HALILAR
Bunlarda zemin kompozisyonunun, tek bir birim simetrik dönüşümlerle veya yan yana ve üst üste gelmek sureti ile oluşur. Bordürdeki birim motif tekrarı değişmez.”Yedi dağın çiçeği” çok tutulan bir desendir. Bu, genellikle lacivert yada “ochre” rengi fon üzerine işlenir.”Kuşlu Uşak” desenini de bu gruba örnek gösterebiliriz. Bu halılar istenilen ebatlarda üretilebilir. Çünkü genel boyutu zeminde tekrar eden birim desen yönlendirmektedir.
YEKPARE DESENLİ HALILAR
Bu gruba giren halılar diğer halılardan ayrı bir yapı özelliği gösterir. Bordür tek bir birimin tekrarı ile oluştuğu halde, zemin bütünü ile tek bir kompozisyondur. Adeta bir resim gibi dokuyucu bir halının bütününde zemin tek bir birim olarak dokunmaktadır. Öteki gruplarda olduğu gibi halının tamamının deseni çıkartılmaz. Grubun özelliğine göre, ¼ kompozisyonu için, zemin ¼’ünün deseni, ½’si için yarısı, birim desenli için tek bir birimin hazırlanması yeterlidir.
EBATLAR
Hereke halısında zamanla boyutların küçüldüğünü görüyoruz. Tabii, bugün dahi dokunan özel boyutlu büyük) halılar hariç boyutların küçülmesinde 3 önemli etken vardır.
1-Halıda kalitenin 1cm2’di düğüm sayısı) yükselmesi.
2-Hereke halıcılığının artık sarayların dışına da taşarak herkese hitap etmesi
3-Özellikle ipek halıların 60X90, 50X70, boyutlarında seccade olarak dokunması.
Hereke halılarında ana renkler lacivert, kırmızı ve bej’dir. Siyah da özellikle sekintilerde çok kullanılan renkler arasındadır.
Hereke halılarındaki cm/ad düğüm sıklığıdır. 6 düğüm 12 çözgüye karşılıktır. Halının tersinden düğüm sayımı yaparken iki dik sırayı değil tek sırayı bir düğüm sırası olarak düşünülmesi gerekmektedir. Düğümün bir ayağına halı içinde gizlenmiş olması uzun süre dayanıklılık açısından bir avantaj olarak kabul edilmelidir.
Hereke halılarında önemli unsurlardan biride sekinti ve yüzdelerdir. Sekinti herhangi bir motifi ve kompozisyonu çevreleyen çizginin halı desen kağıdı üzerinde kare sistemi ile anlatımıdır. Her tip halıda sekinti yüzdeleri değişmektedir.
Yetişkin bir dokuyucu günde ipek halı için ( 10 X 10) kal:4000-5000 düğüm atabilmektedir. Hereke tipi halı üretiminde, Isparta tipi sarma tezgah fazla kullanılmamaktadır. Çünkü sarma tezgahta uzun metraj çözgü bulunduğundan, ince kalite halılarda çözgünün tamamının kısa sürede kullanabilme şansı yoktur. Büyük gerilim, çürüme endişesi ve toz gibi dış olumsuz etkiler sözü edilince halı kalitesinde çözgü bandının kısa sürede bitirilmesini zorunlu hale getirmektedir.
Birim yüzeydeki halı için ayrılan malzemenin hesabında dokuyucunun büyük önemi vardır. Bugün, özel atelyelerde halı dokuyan işçiler o halı için ayrılan malzemenin %40’ını telef etmektedirler.
Normal olarak 1m2 ipek halı için, 3.5 – 4kg . İpek ilmelik yeterli olduğu halde bu miktar bazen 5 – 5.5 kg kadar çıkmaktadır. O nedenle işçileri sürekli denetlemek gerekir.
Halı kalitesinde düğüm sıklığı önemli bir unsurdur. Özellikle dışarıya yapılan imalatlarda sıklık her geçen gün azalmaktadır. Desen hazırlanmasında ve dokuma kolay yolu seçme düşüncesi, halıda kullanılan sekintilerin tamamının siyah olmasını getirmiştir. Bu ise olumsuz bir etkendir. Çünkü bütün motifler siyah sekintili olamaz.
Kullanılan renkler bugün yumuşatılmış ve pastelleştirilmiştir. Hereke’de özellikle son yıllarda üretim yapılan, ve bazen de (yün-ipek), floş adı ile yeni bir halı türü ortaya çıkmıştır.Çözgüde ipek, ilmekte yün kullanılmaktadır. Düğüm kalitesi ise 1cm2 de 8X8 64 olarak tutulmuştur.
HEREKE HALILARINDA KALİTE VE İŞÇİLİK
Türk Standartları Enstitüsünün 250 ve 251’inci sayılarındaki verilere göre Hereke yün halıları cm2 deki 36 düğüm adedi ile “Yağcıbedir” ve “Sivas” ile birlikte “Ekstra ince” kaliteye girmektedir. Yetişmiş bir işçi 8 saatlik bir iş gününde onbin düğüm atabilmektedir. 1m2 Hereke yün halıda 360.000 düğüm olduğuna göre 1m2 için üretim 36 fiili iş gününü gerektirir. İpekli halılarda 1m2’de 1.000 000 düğüm olduğuna göre bu en alt kalitededir.(cm2 de 14X14, 16X16, 18X18 halılarda dokunabilmektedir.
1m2 İPEK HALIDA KULLANILAN İPLİK MİKTARI
İLME: 28/30 DENYE 3×16 KAT = 5000GR
ATKI:28/30 DENYE 3×3 VE 3X2 KAT =200GR
ÇÖZGÜ:28/30 DENYE 12X3 KAT =300GR
1981 değerleri
İPEK HALI ALT ATKI İPLİĞİ TEKNİK ÖZELLİKLERİ İSTENEN FİİLİ
Hammadde cinsi:………………….Tabi ipek…………………………….Tabi ipek
Rengi……………………………………………. Beyaz……………………………………….Beyaz
Kat adedi………………………….3 X 6…………………………………………3 X 6
Tek kat denyesi………………..28/30 Td……………………………………..26 Td
Tek kat bükümü……….500 S tur/Mt………………………………546 S tur/Mt.
Katlı denye…………………….522 Td………………………………………….468 Td.
Katlı bükümü………………. 450 Z tur/mt………………………………….441 tur/mt
Mukavemet…………………….3000 gr…………………………1822gr düşük
Elastikiyet…………………………………….%20mm…………………………………………..%17mm
Çile boyu………………………50-60cm……………………………………………55cm
Çile ağırlığı………………………………….100gr……………………………………..85gr
1981 değerleri
İPEK HALI ALT ÇÖZGÜ İPLİĞİ TEKNİK ÖZELLİKLERİ İSTENEN FİİLİ
Hammadde cinsi:……….Saf ipek…………………………………..Saf ipek.
Rengi…………………………..Beyaz………………………………………Beyaz
Kat adedi…………………………3X12………………………………………..3X6
Tek kat denyesi………………….28/30 Td……………………………………59Td
Tek kat bükümü……………400 S tur/mt………………………………516S tur/mt
Katlı denye…………………….1044 Td………………………………………1062 Td
Katlı bükümü……………..350 Z tur/mt………………………………..399 Z tur/mt.
Mukavemet…………………….5000 gr………………………………………..4028gr
Elastikiyet………………………%24 mm………………………………………..%17mm
Çile boyu………………………….50,60 cm……………………………………….66cm
Çile ağırlığı……………………….100gr…………………………………………..120gr..
1980 Değerleri
İPEK HALININ İLME İPLİĞİ TEKNİK ÖZELLİKLERİ
Hammadde cinsi:…………. Saf ipek (flatör)
Rengi…………………………………….Beyaz
Kat adedi……………………………….3X14
Tek kat denyesi………………………28/30 Td
Tek kat büküm miktarı yönü…….40 S
Katlı denye…………………………….1218 Td
Katlı büküm miktarı yönü………..120 S
Mukavemet…………………………….5 kg/mt
Elastikiyet……………………………..%18
Çile boyu………………………………50,60 cm
Çile ağırlığı……………………………100 gr
İplik düzgünsüzlükleri olmamalı, serisin maddesinden arınmış olmalı, iplikler çaprazlı bağlanmış olmalı.
ORGANZİNE FLATÜRÜ TEKNİK TABLOSU
Hammadde cinsi……………………………………….:Saf ipek flatür ipeği organzin.
Rengi………………………………………………………..Beyaz
Denyesi……………………………………………………..28 / 80 Denye.
Kat adedi……………………………………………… …. 3 Kat.
Tek kat büküm miktarı ve bük yönü………………500-520 mt / tur Z.
3 kat büküm miktarı ve büküm yönü……………..400 / 420 mt / tur S.
Mukavemet…………………………………………………300-320 gr.
Önemli notlar:
· İpliklerin rengi beyaz olmalı(lekeli olmamalı)
· Serisin maddesinden tamamen arınmış olmalı.
· İplik düzgünsüzlükleri bulunmamalı
· Numara töleransı + – 3 ten yukarı olmamalı.
· İpekler çileler halinde olmalı
· Çilelerin boyu 60 cm olmalı
· Çile ağırlığı 30 gr dan fazla olmamalı.
SONUÇ,
Kozadan ipek halıya kadar süreci ele aldığımızda, oldukça uzun süren ve pahalı uygulamalar söz konusudur. İpeğin malzeme olarak pahalı ve değerli bir malzeme olması halıların değerlerini iyice arttırmaktadır. Günümüzde, Hereke’den yapılan ipek halıların yerlerine, Kayseri, Zonguldak, ve diğer illerde yapılan Hereke desenli halılara bırakmıştır.
[1] Prof.Dr. Emre Dölen, “Tekstil Tarihi”,İstanbul,1992, s.139.
[2] Tekstil Teknolojisi I-II, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1994, s.71
[3]Tekstil Teknolojisi I-II, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1994, s.71
[4] Prof.Dr. Emre Dölen, “Tekstil Tarihi”,İstanbul,1992, s.140
[5] Prof.Dr. Emre Dölen, “Tekstil Tarihi”,İstanbul,1992, s.141
[6]Prof.Dr. Emre Dölen, “Tekstil Tarihi”,İstanbul,1992, s.141
[7] F. Dalsar,”Türk Sanayi ve Ticaret tarihinde Bursa’da İpekçilik”, İstanbul Üniversitesi İktisat Fak. Yay.,İstanbul,1960, s.444-448
[8] Prof.Dr. Emre Dölen, “Tekstil Tarihi”,İstanbul,1992, s.142
[9] Prof.Dr. Emre Dölen, “Tekstil Tarihi”,İstanbul,1992, s.142
[10] F. Dalsar,”Türk Sanayi ve Ticaret tarihinde Bursa’da İpekçilik”, İstanbul Üniversitesi İktisat Fak. Yay.,İstanbul,1960, s.11-20.
[11] Prof.Dr. Emre Dölen, “Tekstil Tarihi”,İstanbul,1992, s.152
[12] Prof.Dr. Emre Dölen, “Tekstil Tarihi”,İstanbul,1992, s.153
[13] Prof.Dr. Emre Dölen, “Tekstil Tarihi”,İstanbul,1992, s.154
[14] Lodra ipek miktarı için kullanılan ağırlık birimidir. Dirhem olarak karşılığı tatışmalı olmak ile birlikte Bursa kadısı 1 lodra=100 dirhem olarak almaktadır.
[15] R. Önsoy, “Tanzimat Dönemi Osmanlı Sanayi ve Sanayileşme Politikası”,Türrkiye İş Bankası Yay., Ankara,1988, s.22-24.
[16] Prof.Dr. Emre Dölen, “Tekstil Tarihi”,İstanbul,1992, s.156.
[17] R. Önsoy, “Tanzimat Dönemi Osmanlı Sanayi ve Sanayileşme Politikası”,Türrkiye İş Bankası Yay., Ankara,1988, s.23.
[18] F. Kurdoğlu,”Türk Ziraat Tarihine Bir Bakış”,Devlet Basımevi, İstanbul, 1938,s.119-120.
[19] F. Kurdoğlu,”Türk Ziraat Tarihine Bir Bakış”,Devlet Basımevi, İstanbul, 1938,s.137.
[20] F. Kurdoğlu,”Türk Ziraat Tarihine Bir Bakış”,Devlet Basımevi, İstanbul, 1938,s.137.
[21] F. Dalsar,”Türk Sanayi ve Ticaret tarihinde Bursa’da İpekçilik”, İstanbul Üniversitesi İktisat Fak. Yay.,İstanbul,1960, s.427-431.
[22] L. Erder,”Bursa İpek Sanayinde Teknolojik gelişmeler (1835-1865)”, ODTÜ Gelişme Dergisi (1978 Özel Sayısı),s.111-122.
[23] Prof.Dr. Emre Dölen, “Tekstil Tarihi”,İstanbul,1992, s.160.
[24] Prof.Dr. Emre Dölen, “Tekstil Tarihi”,İstanbul,1992, s.161.
[25] F. Kurdoğlu,”Türk Ziraat Tarihine Bir Bakış”,Devlet Basımevi, İstanbul, 1938,s.179-183.
[26] F. Turga,”Kurulacak Şayak Fabrikası Dolayısı ile Diyarbakır Röportajı”, Feshane(Mensucat Meslek Dergisi),1949, s.104-105
[27] A.S. Şimşek,”Koza Hanında bir Saat”,Mensucat Meslek Dergisi, 1954, s.255-256
[28] Feryal Ilgaz-Nuran Kayabaşı;” El SanatlarındaTarımsal Hammadde Sorunları”,Kamu ve Özel Kuruluşlarla Orta Öğetimde, Üniversitelerde el Sanatlarına Yaklaşım ve Sorunları Sempozyumu Bildirileri,İzmir,1992, s.246.
[29] [29] Feryal Ilgaz-Nuran Kayabaşı;” El SanatlarındaTarımsal Hammadde Sorunları”,Kamu ve Özel Kuruluşlarla Orta Öğetimde, Üniversitelerde el Sanatlarına Yaklaşım ve Sorunları Sempozyumu Bildirileri,İzmir,1992, s.249
[30] Prof.Dr. Emre Dölen, “Tekstil Tarihi”,İstanbul,1992, s.144
[31] Tekstil Teknolojisi I-II, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1994, s.75
[32] Prof.Dr. Emre Dölen, “Tekstil Tarihi”,İstanbul,1992, s.144
[33] Tekstil Teknolojisi I-II, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1994, s.75
[34] Prof.Dr. Emre Dölen, “Tekstil Tarihi”,İstanbul,1992, s.145
[35] Prof.Dr. Emre Dölen, “Tekstil Tarihi”,İstanbul,1992, s.147
[36] Prof.Dr. Emre Dölen, “Tekstil Tarihi”,İstanbul,1992, s.148
[37] Tekstil Teknolojisi I-II, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul,1994, s.76
[38] Prof.Dr. Emre Dölen, “Tekstil Tarihi”,İstanbul,1992, s.144
[39] Tekstil Teknolojisi I-II, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1994, s.79
[40] Hamdi Ünal, “Hereke Halıcılığı”, s.102
[41] “İrade Dahiliye”, N0:5604, Başbakanlık Arşivi





